Otobiyografi Hangi Bakış Açısı?
Otobiyografi, aslında çok basit bir kavram gibi görünüyor. “Kendi hayatını anlatmak” desek, hemen çoğumuzun kafasında net bir resim oluşur, değil mi? Ama otobiyografi hangi bakış açısına dayanır? Yani, kendi hayatını anlatırken hangi gözle bakılır, hangi duygular ön planda olur, kimlere hitap edilir? Kişisel bir öykü anlatmak, sadece kronolojik bir sıralama yapmak ya da büyük başarılar üzerinden şov yapmaktan çok daha fazlasıdır. Bir tür “gözlemin yansıması”dır. Geçmişten bugüne, bugünden geleceğe nasıl bir bakış açısıyla bakarız? İşte tam da bu yüzden, bu yazıyı yazarken “otobiyografi nedir ve hangi bakış açısına dayanır?” sorusunu kafamda sürekli döndürüyorum.
Geçmişe Bakış: Hatırlamak Mı, Anlatmak Mı?
İlk olarak geçmişi ele alalım. Bir otobiyografi yazmaya başladığında, insanın geçmişine dair hatırladığı ilk şeyler ne olabilir? Başarıları, kayıpları, en sevdiği anları, belki de unutmak istediği olayları… Ama unutmayalım, bir otobiyografi sadece hatırlamakla kalmaz, anlatırken bir anlam da yaratmaya çalışır. Kendi geçmişine bakmak, bence her zaman biraz da nostaljiye kaçma eğilimindedir. Ama gerçekten doğru bir otobiyografi, sadece geçmişin üzerinden geçmekle kalmaz, o anları bugünkü bakış açısıyla yorumlamayı da gerektirir.
Mesela, ben bir ofis çalışanı olarak gündelik hayatta aslında oldukça sıradan bir yaşam sürüyorum. Sabah işe gidip akşam eve dönüyorum. Ama çocukluğumu düşündüğümde, belki de en çok hatırladığım şey mahallede arkadaşlarımla geçirdiğim o boğazımda çimen kokusu olan, sabaha kadar top oynadığımız akşamlar. Bir otobiyografi yazacak olsam, bu anları anlatırken hangi gözle bakarım? O zamanlar ne kadar mutlu olduğumu düşündüm de, “Ne kadar basit bir şeydi!” diye düşündüm. Ama o dönemin naifliği ve saf duyguları, şu an yaşadığım hayatı anlamlandırmama yardımcı olabilir. Belki de geçmişi anlatırken, şimdiki bakış açımın etkisiyle her şey daha anlamlı hale gelir.
Geçmişi Bugünle Yorumlamak
İşte otobiyografinin en kritik kısmı burada başlıyor. Geçmişteki olayları bugünkü gözlemlerimle yorumlamak. Kendimi 20 yaşında bir genç olarak hayal ediyorum. O zamanlar hayattan beklentilerim, planlarım ve hedeflerim çok farklıydı. Ama şimdi, 27 yaşında bir beyaz yaka çalışanı olarak, geçmişi daha olgun bir şekilde değerlendiriyorum. O eski benle bugünkü ben arasındaki farkı görmek, otobiyografi yazmanın büyüsünü anlamama yardımcı oluyor.
Bir arkadaşım bir keresinde demişti: “Hayat aslında geçmişin toplamıdır, ama geçmişi bugünün gözleriyle görmek gerekir.” O söz, o kadar basit ama o kadar doğru ki. Bugün bana doğru gelen şeyler, geçmişte tamamen farklı bir bakış açısıyla değerlendirilmiş olabilir. Bu yüzden otobiyografi yazarken, geçmişin yaşandığı anlarda aldığımız kararlar ve bugünkü seçimlerimiz arasındaki farkı görmek önemlidir. Bir anı tekrar yazarken, o anı yaşadığımızdaki duyguları, hayalleri ve beklentileri anımsamak gerekir. Ama bir otobiyografi yazarı, her zaman bu anıları bugünün bakış açısıyla süzüp yorumlar. Yani, geçmişi anlatırken fark ettiğimiz yeni şeyler aslında bugünün bakış açısını yansıtır.
Bugünün Otobiyografisi: Şu An Ne Anlatıyor?
Bugün, otobiyografinin en zor kısmı. Çünkü otobiyografi, yalnızca geçmişin anlatılması değil, aynı zamanda şimdiki zamanın yorumlanmasıdır. Şu anki hayatımda beni şekillendiren faktörler, insanlarla olan ilişkilerim ve içinde bulunduğum sosyal çevre, bana farklı bakış açıları kazandırıyor. Bir otobiyografi yazarı, sadece geçmişini anlatmakla kalmaz, o geçmişin kendisini nasıl yorumladığını da belirtir. İşte bugünü anlatırken biraz zorlanıyorum, çünkü geleceğe nasıl bir yön vereceğimi bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: Her gün, bir otobiyografi yazarı gibi, hayatımı bir parça daha şekillendiriyorum. Bu yüzden bugünü anlatmak, tıpkı bir mozaik parçası gibi sürekli değişiyor ve her an yenileniyor.
Mesela İstanbul’daki yaşamımda sürekli bir koşuşturma içindeyim. Bazen düşündüğümde, kendimi tamamen bir robot gibi hissediyorum. Sabah ofise git, akşam evde blog yaz, sonra tekrar aynı rutine başla. Ama o rutin içerisinde, her an bir şeyler değişiyor, bir şeyler oluyor. O yüzden bu yazıyı yazarken düşündüm: Ben şimdi ne anlatıyorum? Gerçekten sıradan bir gencin hayatını mı? Yoksa içsel dünyamda sürekli değişen, büyüyen birini mi? Otobiyografilerde, çoğu zaman “ben”i yazan kişi, geçmişle bir bağ kurarak geleceğe dair bir öngörüde bulunur. Ama ben, şimdiki zamanda yaşarken, geçmişimle geleceğim arasında bir köprü kurmaya çalışıyorum. Bir nevi, geçmişin hatalarından ders almak ve gelecekte yapacaklarım için bir temel oluşturmak gibi bir şey.
Geleceğe Bakış: Otobiyografi Nasıl Değişir?
Geleceğe dair, otobiyografi yazmak tabii ki daha zor. Çünkü henüz yazılmamış bir hikaye var. Ama düşündüm de, belki de otobiyografi yazarken geleceğe dair en büyük soru şudur: Ben nasıl bir insan olacağım? 10 yıl sonra, 20 yıl sonra neler yazacağım? Otobiyografi, aslında bir nevi geleceğe dair de bir tahmin yapmaktır. Gelecek, bizim geçmişe bakış açımızı değiştirebilir. Ve her şey çok değişebilir. 10 yıl sonra belki de şu anki rutinim bir anı olarak kalacak ve tamamen farklı bir hayatım olacak. İşte bu yüzden, otobiyografi yazarken yalnızca geçmişe değil, geleceğe dair beklentilerimizi de anlatmalıyız.
Sonuç olarak, otobiyografi yazmanın bakış açısı, sadece geçmişi anlatmakla kalmaz; geçmişin bugünkü etkilerini de yansıtır. Kendini anlatan kişi, yalnızca bir tarihsel sürecin parçası değil, aynı zamanda yaşadığı anın ve geleceğin de bir parçasıdır. Her otobiyografi, bir insanın içsel yolculuğunun izlerini taşır. Benim için de, bu yazıyı yazarken fark ettiğim şey şu oldu: Her anı, her seçim, her duygu aslında birer otobiyografi parçası. Ve bu yazı, benim hayatımın bir yansıması, bir gün daha ne olacağı bilinmeyen bir sürecin başlangıcı. Kendimle yaptığım bu konuşmayı, belki bir gün tekrar okurum, kim bilir?